Ana içeriğe atla

İslâmcılar Arasında İsmet Özel: Üstat ve Yoldaş Arasında


 

Belirli bir alanda ciddi bir başarı göstermiş insanlar kamuya mâl olmuş bir isme sahip olurlar. Kamuya mâl olmuş insanların genelde kendi kamusal imgelerine ve algılanma biçimlerine ilişkin az çok bir tasaya sahip oldukları tahmin edilebilir. Ancak İsmet Özel’in kendi kamusallığına ilişkin tavrı basitçe tasa kelimesiyle açıklanamayacak bir kontrol duygusuna işaret eder. Bu minvalde kendi masalını yıkarak kendisi hakkındaki hakiki gerçeği ilan ettiği otobiyografik metni Waldo Sen Neden Burada Değilsin aynı zamanda şairin kamusal bir figür olarak analiz edilme tarzlarını baştan şekillendirme amacını da potansiyel olarak içerisinde barındırır. Burada, kamusal bir figür olarak İsmet Özel’in konumunu İslâmcı bir muhit içerisinde tartışmaya çalışacağım. Hemen belirtmeliyim ki amacım onun düşüncelerini incelemek değil. Ne söylediğinden ziyade nasıl söylediğine, öz yerine biçime, metnin kendisinden ziyade metnin içinde yer aldığı mekansal ve zamansal boyuta odaklanacağım. Biraz daha somutlaştırmam gerekise, İsmet Özel’in İslâmcı çevre içerisinde nasıl bir üslupla, hangi konumdan, yedeğinde hangi kavramsal repertuara dayanarak konuştuğunu irdelemeye çalışacağım.

İsmet Özel kabaca Yeni Devir’de yazmaya başlamasından Milli Gazete’de köşe yazarlığından ayrıldığı sürece kadar olan dönemde İslâmcı bir çevre içerisinde söylem üretti. Köşesindeki ilk yazısı, 20 Nisan 1977 tarihli Yazmanın Vebali başlığını taşıyor. Son yazısı ise, 4 Ağustos 2003 tarihli Bir Zamanlar Bir İsmet Özel Vardı başlığıyla içinde bulunduğu İslâmcı kesime sansasyonel bir veda mesajı içeriyor. Özel’in köşe yazarlığı tarihi yaklaşık olarak 12 Eylül 1980 darbesi ile AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılı arasındaki süreçte kendisinin kamusal bir İslâmcı entelektüel olarak temayüz ettiği anlamına gelir. Bu açıdan İsmet Özel’in İslâmcılığı, Türkiye’de 1980 sonrası İslâmcılığın yükselişe geçme öyküsünün bir parçasını oluşturur. Amerikalı antropolog Michael Meeker’in yazdığı iki makale (1991 ve 1994)[1], İsmet Özel’in de içerisinde yer aldığı aydınları “Yeni Müslüman Entelektüeller” olarak isimlendirerek İslamcı yazar ve İslamcı okur tipleri üzerinden İslâmcılığın yükselişini açıklamaya çalışmasıyla süreci anlamlandırmak için iyi bir başlangıç zemini sunar. Meeker’in analizinin gücü dışarıdan, soğukkanlı ve nesnel bir göze sahip olmasından ileri gelir. Burada onun işaret ettiği okur ile yazar tipi zemini üzerinden İsmet Özel’in köşe yazarlığı pratiği ve okuru ile kurduğu ilişkiyi İslâmcı muhit bağlamı içerisinde tartışmayı deneyeceğim.

Bir Kürsü Olarak Köşe Yazarlığı

Köşe yazarlığı bir iletişim biçimi olarak oldukça sınırlı bir imkâna işaret eder. Her zaman yer dardır ve derin mevzulara girmek zordur. Öte yandan sınırlı bir alanda anlamlı bir içerik üretmek gerekir. Köşe yazarı olmak haftanın belirli günlerinde belirli sayıda yazma rutinini içerir. Bu yazma rutini, belirli bir süre sonra, yazar için yıpratıcı olabileceği gibi okuyucuya numara çekmesine de vesile olabilir. Yeterince bilmediği konular hakkında yazabilir. Belki daha önemlisi inanmadığı ve hissetmediği şeyleri yazabilir. Her hafta kamuoyu önünde kaydı tutulan yazıları tutarsızlık suçlamasıyla muhatap olmasına neden olabilir. Güncelde, sığ sularda hareket ederek derinliki, esaslı ve kalıcı arayışlara imkân bulamayabilir.

Bir kürsü olarak köşe yazarlığının olumsuz şartlar listesini uzatmak mümkündür. İsmet Özel’i okuyanlar, onun bu durumun gayet bilincinde olduğunu iyi bilirler. Bir gazeteci ve yazar olarak İsmet Özel böyle bir ortamın zorunluluğu karşısında kendisine birtakım çareler üretebilmiştir. Ne de olsa şairdir ve kelimelerle arası iyidir. Özel köşesinden konuşur gibi yazar. Okuyucusunu karşısına alıp onunla konuşur, söyleşir, dertleşir. Böylelikle biçim kaygısını aşmaya çalışır. Yazarak dünyaya müdahale etmek ister. Marksist praxis kavramını İslâmi hayırlı amele dönüştürür. Bu nedenle yazmanın kendisini başlıbaşına bir amaç olarak değil, esas amaca hizmet eden bir araç olarak görür. Şair olması da yazarlığında konuşma üslubunu tercih etmesinde bir etkendir. Dildeki esas performansını uzun yıllar üzerinde çalıştığı şiirlerinde göstermek ister. Yeni Devir’deki erken dönem yazılarında dar bir çevreye sahip İslâmcı cemaatin samimi ortamını hissetmek mümkündür.

Özel’in köşe yazarlığı pratiğinde temel kaygı olarak samimiyet öne çıkar. Yazı ortamının getirdiği yapaylıktan kurtulmak ister. Konuşur gibi yazmasında da samimiyet kaygısı esastır. İslamcı bir entelektüel olarak İsmet Özel köşe yazarlığını profesyonel bir gazetecilik mesleği olarak görmez. Bu yüzden okuyucusuna numara çekmeyi öğrenmiş, meslekte kaşarlanmış gazeteciler gibi olmaktan kaçınmaya çalışır. İsmet Özel belirli bir amaç uğruna, dünya görüşünde ortaklaştığı ideal okuyucusuyla beraber bir yol yürümek için yazar. Onun yazıları kitlelere değil, tek bir okuyucuya seslenir. Zihninde ideal bir okuyucu tasavvur eder gibi yazar. Konuştuğu okur, ikinci tekil şahıs olarak sendir. Okuruyla samimi, aracısız, yüzyüze bir ilişki kurmaya çalışır. Köşe yazılarıyla herkesin katılımına açık, renkli ve bir o kadar kaotik ve tehlikelerle dolu bir kamusal alana katkı sunmayı değil, dünya görüşünde ortaklaştığı ideal okuruyla bir emniyet ve güvenlik alanı inşa etmek ister. Okuruyla kurduğu ilişkide nihayetinde bir hakikat alanı kurmak gibi bir derde sahiptir. Okuruyla ilişkisini karakterize eden kelimeler olarak konuşmak, paylaşmak, samimiyet, amel ve ideal-sen öne çıkar. Hepsi aslında şairin gazete köşesinin yapaylığından kaçarak sahici bir yüzyüze ilişkiyi arzuladığına işaret eder.

İsmet Özel’in Konuştuğu Okur Kimdir?

İsmet Özel’in sen olarak okuru biriciktir. Onun okuru kendisini bir şekilde özel hisseder. Bu özel hissetme hali okurun bir şuura sahip olmasıyla temellenir. İsmet Özel okuru kitlelerin aksine bir bilince sahip olduğu için diğerlerinden ayrılır. Teorik olarak eğitimli olması kesinlikle gerekmez ancak fiili durumda onun okurunun eğitimli olmama ihtimali düşüktür. Onun okuru alelâde bir kişi değildir. Müslümanlığının bilincinde olan, %6 olarak ifade edilen Amerikalıların korktuğu bir grubun içerisinde yer alan bir şahsiyettir. Onun sıkı bir okuru, dünya-sistemi denen çarktan haberdar olduğu için sistemin tuzaklarına düşmeme konusunda kararlıdır. Böylece gündelik hayatta yaptığı işlerle veya toplumda işgal ettiği konumla ilgisi olmaksızın sahip olduğu bilgi ve bilinç temelinde özel bir Müslüman olduğunu hisseder.

İsmet Özel, ideal-sen olarak hitap ettiği okuruna kıymet verdiğini hissettiren bir yazardır. Okurun zekasına hitap eden ironiyi ustalıkla kullanır. Onun okuru beraber yol yürüdüğü ve hakikati paylaştığı bir dert ortağı ve yoldaş olduğu kadar, zihinsel olarak gelişmesi ve özgüven kazanması gereken bir kişidir de aynı zamanda. Başlığıyla okurunu şaşırtmayı ve sürpriz sonlu yazılarıyla düşündürmeyi sever. Basmakalıp düşünce ve ifadeleri sorgulatmaya çalışır. Bilginin sıhhati konusunda titiz davranmaya teşvik eder. Estetik beğenilerini okuruyla sık sık paylaşarak pop ve arabesk gibi müzik türlerinin insanları aptallaştardığını düşünür. Lâikler karşısında İslâmcı okurunun özgüven kazanmasına yardımcı olmaya çalışır. Bütün bunlar şu anlama gelir: O bir yandan okuruyla ben-sen ilişkisini kurarak güvenlikli bir alan inşa etmeye çalışan samimi bir yoldaş olarak, öte yandan okurunun zihin kapasitesini ve düzeyini geliştirmeye çabalayan bir üstat gibi davranır.

Seçkin Öncü Kadro İnşası

İsmet Özel, yazılarında seslendiği, konuştuğu ve dertleştiği biricik okuruyla yalnızca hakikatin paylaşılması olarak varoluşsal sen-ben ilişkisi kurmanın ötesine geçer. Öteye geçmesinin anlamı açıktır: praxisi, eylemi, ameli, dünyayı değiştirmenin modern bir yöntemi olarak politikayı öncelemek. Cuma Mektupları, İsmet Özel’in köşe yazıları içerisinde gerek uzunluğuna eşlik eden taşıdığı derinliği gerekse politik içeriği bakımından müstesna bir yere sahiptir. Özel’in söz konusu mektupları, İslâmcı bir kamusal entelektüel figür olarak kendisini en açık biçimde sergileyebildiği bir mecra olarak düşünülebilir. Cuma Mektupları’nın içeriğinden ziyade okurla kurduğu ilişki biçimi tartışma konusu edilecek olursa, öncelikli olarak İsmet Özel’in Mektuplar aracılığıyla kime seslendiğini tespit etmek gerekir. Cuma Mektupları’nın ilk beş kitabında okurun ideal-sen olarak formülasyonunun ötesinde bir kadro inşası hedefi göze çarpmaktadır. İslâmcı siyasetin yükselişe geçtiği 1980’lerin sonu ile 1990’lı yılların başında İsmet Özel’in siyasal gelişmeleri analiz etme konusunda oldukça istekli olduğu görülmektedir. Necip Fazıl’ın çeşitli partilerle kurduğu netâmeli ilişkilerin ve Sezai Karakoç’un kendi parti kurma tecrübesinin aksine başından beri partili bir entelektüel olan İsmet Özel’in bu dönemde ülkenin geleceğine dair umudunun diri olduğu gözlemlenebilir. Bu umudun da etkisiyle Mektuplar’ında bir sen olarak seslendiği özel okuyucularına seçkin bir öncü kadro inşa edilmesi gerektiğine ilişkin düşüncelerini aktarır. Müslümanların içerisinden bilimde, sanatta, felsefede ve siyasette seçkin bir öncü kadronun çıkması gerektiğini, bu eğitimli kadro aracılığıyla hem müslümanların modern dünyanın dayatmaları karşısında kendileri kalarak gerçek bir karşılık üretebileceğini hem de Türkiye’nin dünya sistemine rağmen kendi sonderweg’inde ilerleyen bağımsız bir ülke olabileceğini ifade eder. Böylece Cuma Mektupları, okur olarak dertleştiği ideal-senin ötesinde taşıdığı seçkin İslâmcı kadro fikriyle aynı zamanda politik bir imayı içermektedir. Böyle bir politik bağlam içerisinde konuştuğunda İsmet Özel’in okurla kurduğu ilişki başkalaşır, dönüşür ve yumuşak üsluptan uzaklaşır. Artık hakikat iki kişi arasında bir yolculuk sonucu vuku bulan diyalojik bir imkân olarak görülmez. Yazar hakikati bilir ve okuruna aktarır. Tartışmaya açık bir durum söz konusu değildir. Dünya sisteminin Türkiye’ye yönelik uzun vadeli plan ve projelerini tarihsel bir süreç içerisinde çözümlemeye çalışan İsmet Özel, okurunun onun akıl yürütmesini aynen takip etmesi gerektiğini düşünür.  Yazı ve konuşmalarıyla biricik okurunun zihin düzeyini yükseltmek ve onu bilinçlendirmek isteyen İsmet Özel, seslendiği okurları arasından İslâmcı bir seçkin zümre oluşmasını ister gibidir. Böylece İslâmcı camia içerisinde okurla yaygın bir ilişki kurma biçimi olan üstatlığa özgü davranış kalıplarının büyüsüne kapılır.


İsmet Özel Niçin Bir Üstat Olamadı?

İsmet Özel, okuruyla kurduğu ilişki açısından bir yönüyle baktığımızda bir yoldaştır. Yoldaşlık birlikte yol yürümektir. En az iki kişi gerektirir. Çoğuldur. Hakikat yoldaşların birinde veya diğerinde değil, aralarında kurduğu ilişkide saklıdır. Erken dönem köşe yazıları ile Tahrir Vazifeleri başlığı altında topladığı varoluşsal içerikli yazılarında yazma biçimi olarak yoldaşlık karakteri göze çarpar. Diğer yönüyle baktığımızda ise İsmet Özel bir üstattır. Üstatlık, geleneksel kültürümüzde her şeyi bilen hoca figürünün bir devamı olarak modern dönemde varlığını sürdüren bir müessesedir. Hoca hangi konuda ve ne konuşursa konuşsun hakikati konuşur, yanılmaz ve şaşmaz bir ubermensch’dir. Üstatlık özellikle kişi kültünün güçlü olduğu sanat ve edebiyat çevrelerinde kurumsallaşmış bir ilişki kurma biçimidir. Bir şair adayı, örneğin, şiirlerini yayınlatmak için ünlü bir şairin eteğini tutmak zorundadır. Benzer şekilde Türkiye’de siyasal ideolojilerde de üstatlık müessesesinin gelişmiş olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin Türk sağında üstatlığın şahikası olarak kabul edebileceğimiz Necip Fazıl, coşkulu kitlesiyle kurduğu ilişki açısından tam bir üstat olarak tanınır. Onunla ilgili yapılan analizlerde, hemen ilk söylenegelen sözlerden biri, Necip Fazıl’ın aksiyoner bir kişiliğe sahip olarak geniş kitleleri etkisi altına alma konusunda mahir olma özelliğidir. İsmet Özel’in ise bu noktada üstatlık kurumu ile ikircikli bir tutum içerisinde olduğu söylenebilir. İsmet Özel, köşe yazıları veya konferansları aracılığıyla hiçbir zaman kitlelere hitap etmek istememiştir. Geçtiğimiz yıllarda Bağlarbaşı’nda kendisini dinlemeye gelmiş kalabalığı görünce irkilmiş olduğu ve bu curcunayı hayra alamet bulmadığı ilgililerinin malumudur. Yazılarıyla ve konuşmalarıyla ideal bir sen’e seslenmektedir. Tüm yazılarını ve konuşmalarını o biricik kişiyi düşünerek yaptığı için gerçek bir yoldaştır. Ancak aynı zamanda dünyaya müdahil olma arzusu ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin taşıdığı kaygı nedeniyle her zaman okurunu bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi yazma faaliyetinin ahlâki bir gayesi edinmiştir. Bu nedenle kendisini okurundan üstün tutan, grand strategy üreten bir düşünür bilge konumunu kendisi için özel olarak inşa eder. Burada artık İsmet Özel okuruyla eşit bir ilişki kurmaz. Kısık sesle konuşmaz. Kendi deyimiyle o bir kahveye girdiğinde bomba patlayacağını söyleyerek uyaran kişidir. Bu uyarısını nazikçe ve sessiz bir şekilde yapamayacağı için masanın üstüne çıkar ve beni dinleyin ulan diye etrafına seslenir. Özel’in konumu, kitleleri peşinden sürükleyen eylemci bir aktivistten ziyade seçkin bir kadroyu temel ilkeler ışığında yönlendiren büyük bir akıl hocası konumudur. Bu nedenle onun yazılarında açığa çıkan okuruyla hem bir yoldaşlık hem de bir üstatlık ilişkisi kurmuş olmasıdır. Ancak 2002’den sonra yaşanan iktidar dönüşümünün ardından üstatlığa olan ihtiyaç sona ermiştir. Eleştiri, muhalefet ve ideal dönemi sona ermiş, denizin sonu görünmüştür. Artık iş yapma ve proje geliştirme zamanıdır. Türkiye’nin yönetilmesinde uzmanlık bilgisine duyulan ihtiyaç, üstatlığın İslami camiada geleneksel prestijini sarsmış görünmektedir. Ancak siyasal bağlamın ötesinde daha belirleyici olan, kitlelerle ilişki kurma biçimi olarak üstatlığın 2000’lerin dünyasına hitap etmemesidir. Türkiye’nin çalkantılı 70’li yıllarının bir ürünü olarak cemaat/mahalle duygusu genç kuşaklarda aşınmaya başlamış ve yerini daha bireysel ilgi ve okumalara bırakmıştır. Yazılarının temel muhatabı olan ideal-sen ise konjonktür ve şartlar ne olursa olsun metin aracılığıyla yazarla beraber zihinsel bir yolculuğa çıkabilir ve yolun sonunda yazarla birlikte bir hakikat alanı inşa edebilir. Bu açıdan İsmet Özel, köşe yazarlığı faaliyetinde akıl hocası bir üstat olarak başarısız olmuş olsa da kendisiyle yoldaşlığı sürdüren özel okurlara sahip olmasıyla şairliğine yaraşır bir başarı elde etmiş sayılabilir.  



[1] Michael Meeker, The New Muslim Intellectuals in the Republic of Turkey, Islam in Modern Turkey, der. Richard Tapper, 1991, s.189-222; Michael Meeker, The New Muslim Intellectual and His Audience, A New Configuration of Writer and Reader among Believers in the Republic of Turkey, Cultural Transitions in the Middle East, der. Şerif Mardin, 1994, s.153-188. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İmkânsız İdealizm: Wael Hallaq’ın İslâmcılık Bağlamında Modern Devlet Eleştirisinin Eleştirisi

  Son dönemde İslâmcılığa ilişkin özgün denilebilecek eserler Türkçeye tercüme ediliyor. Bunlardan biri de, Wael Hallaq’ın The Impossible State adıyla 2012 yılında yayınlanan ve nihayet 2019 yılında Türkçeye tercüme edilen kitabı oldu. Kitabın İslâmcı çevrelerde okunduğu ve tartışıldığı, aynı zamanda Türkiye’de yazara yönelik ilgiyi artırdığı söylenebilir [1] . Bu açıdan kitabın, kimsenin pek haberi olmadan sessiz sedasız bir şekilde tozlu raflardaki yerini alan tercüme eserlerin kaderini paylaşmadığı, en azından belirli bir muhitte yankı bulduğu söylenebilir. Bu nedenle burada bir tanıtım amacından ziyade Hallaq’ın kitabının bir kritiğini yapmaya çalışacağım. Ancak yine de, hem yazı bütünlüğünü sağlamak hem de yazarın kitabını ilk kez duyanlar için tartışmaya bir giriş olması açısından Hallaq’ın temel argümanını ve kitabı aracılığıyla temel hedefini ortaya koymaya çalışacağım. Daha sonra ise Hallaq’ın söylemini, epistemolojik temellerinin dayandığı entelektüel geleneğin içerisine ...

Asla Sona Ermeyen Kemalizm Tartışmalarına Bir Katkı

Türkiye’de kemalizm tartışması gündemden hiç düşmeyen siyasal konuların başında gelir. Bu şaşırılabilecek bir husus değil çünkü kemalizm bir resmi ideoloji olarak üzerinde sürekli düşünülmesi gereken temel bir problem. Esasında kemalizmi tanımlamak da onu belirli bir çerçeve içinde sınırlamak da oldukça zor. Ancak ben burada kemalizmin kendisinden ziyade, onun üzerinde oluşan eleştirel söylemi ele almak istiyorum. Yazının bağlamını, son dönemde liberal-sol mahfillerin kemalizm eleştirisinden bir ölçüde  rücu ettiği “post-post kemalizm” tartışması oluşturuyor. Kemalizm eleştirileri özellikle 1990’lardan itibaren bambaşka bir kanala yöneldi. Burada tarihsel süreci uzun uzun anlatamayacağım, ancak olabildiğince kısaca ve konuşma üslubuyla son dönemin tartışmasından hareketle kemalizm eleştirilerinin nasıl farklılaştığını, böylece siyaset bilimcilerin genelde zikrettiği “tek kemalizm yoktur, kemalizmler vardır”ın ötesinde “tek kemalizm eleştirisi yoktur” meselesini açıklığa kavuşturmay...