“Araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler, ve bütün nesnel ve öznel izlenimlerimizde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. Ama aşk –feuerbachvari insana aşk değil, metobolizmaya aşk değil, proleteryaya aşk değil—sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor. Dünyada çok kadın var, kimileri de çok güzel. Ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü başka nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrende sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim. Hoşçakal canım, seni ve çocukları binlerce kere öperim. Senin, Karl. Manchester, 21 Haziran 1865.” *** Marx’ın, artık fazlasıyla popüler kültüre malolmuş olan, Jenny’ye yazdığı aşk mektupunda en sevdiğim yeri paylaşmak istedim. Bu son derece duygusal aşk mektubunda bile arka planda Marx’ın teorisyen zihnini görebiliriz. Duygu yüklü de olsa belli düşün...